Anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkı, bir çalışanın sadece bugünü değil, emeklilikten sağlık hizmetlerine kadar tüm geleceğini güvence altına alır. Ancak uygulamada; çalışmanın SGK’ya hiç bildirilmemesi, primlerin eksik yatırılması veya gerçek maaş yerine asgari ücret üzerinden gösterilmesi gibi usulsüzlüklerle sıkça karşılaşılmaktadır.
Eğer siz de sigortasız çalıştırıldıysanız, hizmet dökümünüzde eksik günleriniz varsa veya maaşınız yüksek olmasına rağmen asgari ücret üzerinden gösterilmişse emeklilik haklarınızı etkileyen bu mağduriyetlerin çözümü için yazıyı okumaya devam edin. Hukuk sistemimizde yer alan hizmet tespiti davası ve sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti mekanizmaları, geçmişteki sigortadan kaynaklı hak kayıplarınızı yargı yoluyla geri kazanmanıza olanak tanır. Bu yazımızda, geriye dönük sigorta haklarınızı nasıl tescil ettirebileceğinizi ve emeklilik yolundaki engelleri nasıl kaldırabileceğinizi detaylarıyla inceleyeceğiz.
🔶 Sosyal Güvenlik Hakkının Güvencesi: Zorunluluk ve Resen Tescil İlkesi
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 60. maddesine göre; “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.” Bu hak, sadece bireysel bir tercih değil, devletin güvencesi altına alınmış bir kamu düzeni meselesidir. Bu nedenle işverenin bu konuda tasarruf hakkının olması bir yana dursun, Tarafların bu konuda kendi rızaları ile yaptıkları sözleşmeler dahi geçersizdir.
Sosyal güvenlik hakkı zorunludur, vazgeçilemez!
Sosyal sigorta ilişkisi, işçi ve işveren arasındaki hizmet ilişkisinin kurulmasıyla kanun gereği kendiliğinden doğar. Sigortalılık ilişkisinden vazgeçmek ya da bu ilişkiyi azaltmak, ortadan kaldırmak şeklindeki anlaşmalar geçersizdir. Bu konudaki 5510 sayılı Kanun’un 92. maddesi şu şekildedir:
Bu Kanunda yer alan sigorta hak ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmak, azaltmak, vazgeçmek veya başkasına devretmek için sözleşmelere konulan hükümler geçersizdir.
Bu zorunluluk uyarınca:
- İşçi ve işveren, kendi aralarında anlaşarak “sigorta yapılmaması” kararı alamazlar.
- İşçinin “Ben sigorta istemiyorum, onun yerine paramı elden verin” beyanı hukuken geçersizdir. İşveren iyi niyetli olsa bile kanuni yaptırım uygulanmasından kaçamaz.
- Bu hakka ilişkin yapılan her türlü feragatname veya sözleşme maddesi, yargı önünde “yok hükmünde” sayılır.
İşveren sigorta yapmasa da SGK resen sigorta girişi yapar
Sosyal güvenlik hakkının amacı, sigortalının karşılaşabileceği risklerden onu korumaktır. Devlete düşen bu görev kapsamında Sosyal güvenlik sistemine herkesin dahil olmasının sağlanması sigortalılığın zorunluluğu ve kurumun re’sen tescili ile sağlanmaktadır. Bu kapsamda:
- SGK yapılan denetim ve kontrollerde sigortalı hakkında SGK’ya verilmesi gereken belgelerin verilmediğini veya eksik verildiğini tespit ederse, işverene 1 aylık süre verir, işveren bu eksikliği tamamlamazsa SGK resen tescil işlemini yapar ve tahakkuk eden primi işverene tebliğ eder.
- Hizmet tespitine ilişkin mahkeme kararları sonrasında da SGK resen tescil işlemi yapar ve tahakkuk eden primle birlikte faiz ve cezaları işverenden tahsil eder.
🔎 Hizmet Tespiti Davası Nedir ve Niçin Açılır?
En kısa tanımıyla hizmet tespiti davası, bir işçinin bir veya birden fazla işveren nezdinde geçen, ancak Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) hiç bildirilmemiş veya eksik bildirilmiş çalışma sürelerinin tescili için açılan dava türüdür. “Sigortasız çalıştım ne yapmalıyım?” diyen işçilerin çözüm yoludur. Hukuki dayanağı 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 86. Maddesinin 9. Fıkrasıdır.
Hizmet tespiti davası açmayı gerektiren temel durumlar
İşçiler genellikle aşağıda sayılan durumlar nedeniyle bu davayı açma ihtiyacı duyarlar:
- Tamamen sigortasız çalıştırılma: İşçinin işe giriş bildirgesinin hiç verilmemesi ve sistemde hiçbir kaydının bulunmaması (sigortasız çalıştırma).
- Eksik gün bildirimi: İşçinin ay içinde tam zamanlı (30 gün) çalışmasına rağmen, sigorta primlerinin 5, 10 veya 15 gün gibi daha az sürelerle yatırılması.
- Düşük kazanç bildirimi (Ücretin asgariden gösterilmesi): İşçinin aldığı gerçek maaş asgari ücretten çok daha fazla olmasına rağmen SGK’ya asgari ücret üzerinden bildirilmesi. (Bu durum, emekli maaşının düşük kalmasına neden olan en yaygın ihlaldir.)
- Sigorta başlangıcının netleştirilmesi: Sigortalılık süresinin hukuken geçerli ve gerçek başlangıç tarihinin tespiti (Özellikle EYT ve kademeli emeklilik hakları için hayati önem taşır).
- Kimlik ve sicil bilgilerinin tashihi (Düzeltilmesi): SGK’ya sunulmuş ve tescillenmiş işe giriş bildirgelerindeki yanlış yazılan kimlik kayıtlarının veya sigorta sicil numaralarının düzeltilmesi.
- Hizmetlerin gerçek sahibine aidiyeti: Sigortalının kendisine ait olması gerekirken, sehven veya usulsüzce başkası adına bildirilmiş olan çalışma sürelerinin tespit edilerek gerçek sahibine kazandırılması.
- Çalışma sürelerinin aktarılması: Başka bir isim veya sicil üzerinden bildirilen hizmetlerin, asıl sigortalı dosyasına aktarılması süreci de bu davanın temel konuları arasındadır.
Sigorta Başlangıcı Tespiti ile Hizmet Tespiti Arasındaki Fark Nedir?
Hukuk dilinde sıkça birbirinin yerine kullanılsa da, sigorta başlangıcının tespiti ile hizmet tespiti davaları arasında, en temelde amaçsal bir fark vardır. Bu farkı bilmek, davanızın stratejisini belirlemek için son derece önemlidir.
1. Kapsam ve amaç farkı
- Hizmet tespiti davası: Çalışılan tüm dönemin (aylar veya yıllar süren prim günlerinin) gerçek ücret üzerinden SGK kayıtlarına geçirilmesini hedefler. Amacı, toplam prim gün sayısını veya prime esas kazanç miktarını artırmaktır.
- Sigorta başlangıcının tespiti davası: Genellikle sadece “1 günlük sigorta girişi tespiti” için açılır. Buradaki temel amaç, prim gün sayısını artırmaktan ziyade, sigortalılık süresinin başladığı tarihi öne (örneğin 8 Eylül 1999 öncesine) çekerek emeklilik şartlarını (yaş ve yıl) değiştirmektir.
2. İspat yükümlülüğü ve zorluk derecesi
- Hizmet tespitinde; tüm çalışma süresi boyunca (örneğin 3 yıl boyunca) kesintisiz bir ilişkinin varlığı kanıtlanmalıdır.
- Başlangıç tespitinde; sadece o spesifik tarihte (1 gün dahi olsa) fiili bir çalışmanın gerçekleştiğinin kanıtlanması yeterlidir.
Hizmet Tespiti Davasını Kimler Açabilir?
Hizmet tespiti davası açma hakkı, kural olarak hizmeti resmi kayıtlara geçmemiş olan kişiye (sigortasız işçiye) aittir. Ancak hukuk sistemimiz, bu hakkı kullanılmasını işçinin kendisiyle sınırlı tutmamıştır. İşte bu davayı açma yetkisine sahip olan taraflar:
- Sigortasız işçinin kendisi: İş sözleşmesine dayanarak bir işveren nezdinde fiilen çalışan her birey, sigortasının hiç yapılmaması, eksik yatırılması veya düşük kazanç gösterilmesi durumunda bu davayı açabilir. İşçinin Türk vatandaşı veya yabancı uyruklu olması bu hakkı değiştirmez; Türkiye sınırları içinde kaçak veya izinsiz çalıştırılan yabancılar da hizmet tespiti davası açma hakkına sahiptir.
- Mirasçılar: Eğer sigortasız çalıştırılan işçi vefat etmişse, bu durum davanın açılmasına engel değildir. İşçinin vefatı halinde; Eşi, çocukları, Anne ve babası gibi hak sahipleri, ölen işçinin geçmişteki çalışma sürelerinin tespiti için dava açabilirler (5510 S. K. Madde 3/1-7). Bu durum özellikle vefat eden kişinin ailesine “Ölüm Aylığı” (dul ve yetim maaşı) bağlanabilmesi için prim gün sayısının tamamlanması noktasında kritik rol oynar.
- Sendikalar: İşçi sendikaları, yazılı başvuru üzerine iş sözleşmesinden ve çalışma ilişkisinden doğan hakları ile sosyal güvenlik haklarında üyelerini ve mirasçılarını temsilen dava açmak ve bu nedenle açılmış davada davayı takip yetkisine sahiptir. (6356 S. K. Madde 26/2)
Hizmet Tespiti Davası Kime Karşı Açılır?
Hizmet tespiti davasında davanın kime karşı açılacağı, usul hukuku açısından hayati önem taşır. İşte davalı konumunda yer alacak kişi ve kurumlar:
- Şahıs işletmeleri: Eğer bir şahıs yanında çalıştıysanız, dava doğrudan o kişinin kendisine açılır. İşveren vefat etmişse, dava yasal mirasçılarına yöneltilir.
- Şirketler (Tüzel kişiler): Ltd. Şti. veya A.Ş. gibi bir şirkette çalıştıysanız, dava şirketin tüzel kişiliğine karşı açılır.
- Asıl işveren-alt işveren (Taşeron) durumu: Sadece çalıştığınız taşeron firmaya (alt işverene) dava açabileceğiniz gibi alt işverenle birlikte prim borçlarından müteselsilen sorumlu olan asıl işverene karşı da dava açabilirsiniz. İkisi arasında ihtiyari dava arkadaşlığı vardır (Yargıtay 10. H.D. T. 15.09.2008, 11651/10601).
- İşyeri devredilmişse: Çalışma süreniz içinde işyeri el değiştirmişse, davanın her iki işverene (devreden ve devralan) karşı, sorumlu oldukları dönemler belirtilerek açılması gerekir. Aksi halde husumet yöneltilmeyen işverenlere ait dönem hizmet tespit davasına konu edilemez.
- Şirket kapanmışsa: Eğer işveren şirket ticaret sicilinden silinmişse (kapatılmışsa), öncelikle ticaret mahkemesinde “şirketin ihyası” (yeniden canlandırılması) davası açılmalı, ardından hizmet tespiti davası bu tüzel kişiliğe yöneltilmelidir.
SGK’nın feri müdahil olması: 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu 4/2 maddesi uyarınca Hizmet tespiti davası mahkemece resen SGK’ya ihbar edilmeli ve kurum davaya feri müdahil olarak eklenmelidir. SGK davalı değildir.
⏳ Hizmet Tespiti Davasında 5 Yıllık Hak Düşürücü Süre ve İstisnaları
Sosyal Güvenlik Hakkı her ne kadar devlet tarafından sıkı şekilde korunuyor olsa da bu koruma sınırsız değildir. Kanun koyucu, iş hukuku güvenliğini sağlamak amacıyla bu davalar için “hak düşürücü süre” öngörmüştür. Zamanaşımından farklı olarak hak düşürücü süre, hakim tarafından dosya kapsamında kendiliğinden (resen) dikkate alınır ve bu süre geçtikten sonra dava açılması durumunda esasa girilmeden dava usulden reddedilir.
5 yıllık süre ne zaman başlar?
5510 sayılı Kanunun 86/9 maddesi uyarınca; hizmet tespiti davası, kural olarak hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılmalıdır.
- Örnek: 15 Haziran 2018 tarihinde işten ayrılan bir işçi için 5 yıllık süre, 2018 yılının son günü olan 31 Aralık 2018’de başlar ve 31 Aralık 2023 tarihinde sona erer.
Kesintisiz çalışmalarda 5 yıllık süre ne zaman başlar?
Hizmet tespiti davalarında en çok yapılan hata, sigortasız geçen her dönemin kendi içinde 5 yıllık süreye tabi olduğunun sanılmasıdır. Oysa Yargıtay içtihatlarına göre; işçinin çalışması kesintisiz devam ediyorsa, hak düşürücü süre her bir dönem için ayrı ayrı değil, tüm çalışmanın sona erdiği tarihten itibaren hesaplanır.
Eğer işveren, çalışmanızın ortasında bir yerde sigortanızı başlatmış ve siz aynı iş yerinde çalışmaya devam etmişseniz, sigortasız geçen ilk döneminiz için 5 yıllık hak düşürücü süre ancak işten tamamen ayrıldığınız yılın sonundan itibaren başlar (Yargıtay 10. H.D. E. 2023/11694, K. 2023/13557, T. 27.12.2023).
Somut örnekle inceleyelim:
Diyelim ki bir iş yerindeki çalışma süreciniz şu şekilde ilerledi:
- İşe giriş tarihi: 15.06.2018 (Ancak sigorta yapılmadı).
- Geç sigorta girişi: 15.06.2021 (İşveren 3 yıl sonra sigortanızı başlattı).
- İşten ayrılış tarihi: 15.06.2026 (Bu tarihe kadar kesintisiz çalıştınız).
Toplam 8 yıllık çalışmanın sigortasız geçen ilk üç yılı için dava açılmak istendiğinde 5 yıllık hak düşürücü süre, sigortasız çalışma sürecinin sona erdiği yıl sonunda (15.12.2021) değil; kesintisiz çalışmanın sona erdiği 2026 yılının son günü olan 31 Aralık 2026 tarihinde başlar. Dolayısıyla işçi, 2018 yılındaki sigortasız günlerini tescil ettirmek için 31 Aralık 2031 tarihine kadar davasını açma hakkına sahiptir.
Hak düşürücü süre için”Kritik istisnalar”
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, bazı durumlarda bu 5 yıllık süre sınırı uygulanmaz. Eğer aşağıdaki durumlardan biri varsa, işçi, sigortasız çalışma döneminin üzerinden 20-25 yıl geçse dahi dava açabilir (Yargıtay 10. H.D. E. 2021/2870, K. 2021/5681, T. 21.04.2021):
- İşe giriş bildirgesinin verilmiş olması: İşveren işçiyi SGK’ya bildirmiş ancak hiç prim yatırmamışsa, kurumun bu çalışmadan haberdar olduğu kabul edilir ve süre sınırı ortadan kalkar.
- İşçinin SGK’ya bildirimde bulunması: 5510 S. Kanun’un 8/2 maddesi uyarınca sigortalılar işe başladıklarını kendileri de bildirebilirler. Bu kapsamda yapılan ve kurum kayıtlarına giren bildirimler de hak düşürücü süreyi ortadan kaldırır.
- Kesintisiz çalışma süreci: Çalışma süresinin bir kısmı sigortalı olarak bildirilmişse, bildirilmeyen eksik süreler için hak düşürücü süre işlemez.
- Müfettiş raporları ve kurum kayıtları: SGK müfettişleri veya kontrol memurları tarafından yerinde yapılan incelemelerle çalışmanın tespit edilmiş olması hak düşürücü süreyi kaldırır.
- Ücret Bordrolarında sigorta primi tahakkuk ettirilmesi: İşçinin ücretinden sigorta primi kesilmişse ve maaş bordrolarından bu durum tespit ediliyorsa, davacının iş ve sosyal sigorta mevzuatının öngördüğü sigorta hak ve yükümlülüklerini yerine getirmesi nedeniyle SGK’nın yasadan kaynaklanan denetim ve inceleme görevini yapmaması karşısında hak düşürücü sürenin işlemeyeceği kabul edilmelidir.
⚖️ Hizmet Tespiti Davasında İspat Yolları: Şahit Yeterli mi, Hangi Belgeler Gerekli?
Hizmet tespiti davaları, niteliği gereği “kamu düzenini” ilgilendirdiği için mahkemeler resen araştırma ilkesini uygular. Ancak davanın kazanılması, büyük oranda davacı işçinin sunacağı somut delillere ve tanık beyanlarına bağlıdır.
1. Yazılı deliller (Kesin kanıtlar)
Mahkeme nezdinde davanın seyrini doğrudan belirleyen en güvenilir belgelerdir:
- Yazılı Belgeler: Ücret bordroları, personel özlük dosyaları, işe giriş-çıkış bildirgeleri, işveren tarafından imzalanmış görevlendirme yazıları, izin formları veya disiplin tutanakları.
- Banka kayıtları: Maaşın banka kanalıyla yatırıldığına dair dekontlar veya ekstreler (Açıklama kısmında “maaş” yazması büyük avantajdır).
- İşyeri kayıtları: İşyerine giriş yaparken kullanılan kartlı sistem kayıtları, parmak izi veya yüz tanıma verileri.
2. Dijital deliller (Modern ispat araçları)
Yargı uygulamalarında artık dijital veriler “delil başlangıcı” olarak kabul edilmektedir. Tanık beyanları ile desteklenen dijital veriler davanın gidişatını değiştirebilir:
- Kurumsal E-postalar: İşle ilgili gönderdiğiniz veya size gelen mailler.
- Whatsapp ve mesajlaşma kayıtları: İşveren veya yöneticilerle yapılan, işe dair talimat içeren konuşmalar.
- Sosyal medya paylaşımları: İş kıyafetiyle veya iş yerinde çekilmiş, tarih içeren fotoğraflar.
3. Tanık beyanları: Şahitlik ne kadar önemli?
Birçok hizmet tespiti davasında yazılı belge bulunmaz. Bu durumda tanık (şahit) anlatımları davanın temelini oluşturur. Ancak bu davalarda her tanık farklı değerlendirilir:
- Bordro tanıkları (Altın delil): Davaya konu olan dönemde, o işyerinde resmi olarak sigortalı gözüken çalışma arkadaşlarınızdır. Hakim, öncelikle bu kişilerin beyanlarını esas alır. Bu nedenle öncelikle bordro tanığı bulmaya çalışın.
- Komşu işyeri tanıkları: Eğer bordro tanığı bulunamıyorsa, işyerinin hemen yanındaki veya yakınındaki diğer dükkan/şirket çalışanlarının beyanları dikkate alınır.
- Tanık anlatımlarında çelişki: Şahitlerin tutarlı olması ve sadece “duyuma” dayalı değil, bizzat “görgüye” dayalı bilgi vermesi şarttır.
🏛️ Görevli ve Yetkili Mahkeme: Hizmet Tespiti Davası Nerede Açılır?
Bir davanın doğru mahkemede açılması, yargılamanın usulden reddedilmemesi için ilk ve en önemli adımdır.
- Görevli Mahkeme: 5510 sayılı Kanun’un 86/9 maddesi uyarınca Hizmet tespiti davalarında görevli mahkeme, İş Mahkemeleridir. İş Mahkemesi bulunmayan yerlerde dava, o yerdeki Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından “İş Mahkemesi Sıfatıyla” görülür.
- Yetkili Mahkeme: Hizmet tespiti davasında yetki, davacının (işçinin) seçimine bırakılmış iki temel kritere dayanır:
- İşverenin yerleşim yeri: Davalı işverenin (şahıs veya şirket merkezi) ikametgahının bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Davalı sayısı birden fazla olması halinde davalılardan herhangi birinin ikametgâh adresinde dava açılabilir.
- İşin yapıldığı yer: İşçinin fiilen çalıştığı yer mahkemesi de yetkilidir.
Örneğin; Şirket merkezi Ankara’da olan ancak Samsun’daki bir şantiyesinde çalıştığınız bir işverene karşı davayı hem Ankara’da hem de Samsun’da açma hakkınız bulunur. Ancak davanın daha hızlı yürümesi ve tanıkların dinlenmesi kolaylığı açısından genellikle işin yapıldığı yer tercih edilir.
✅ Davanın Sonuçları Nelerdir?
Hizmet tespiti davasının kazanılması, işçinin sadece geçmişe dönük kayıtlarını düzeltmekle kalmaz, aynı zamanda gelecekteki sosyal güvenlik haklarını da olumlu şekilde değiştirir. Mahkemenin verdiği tescil kararı kesinleştiğinde, hem işveren hem de Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) için bağlayıcı sonuçlar doğurur.
1. Prim gün sayısının artması ve emeklilik hakkı
Davanın en somut sonucu, tespit edilen sürelerin SGK hizmet dökümünüze eklenmesidir. Eksik primlerin tamamlanması sayesinde:
- Emeklilik için gerekli olan prim gün sayısı şartını tamamlayabilirsiniz.
- Özellikle EYT veya kademeli emeklilik bekleyenler için yaş ve sigortalılık süresi avantajı doğar.
- Malullük veya ölüm aylığı (dul ve yetim maaşı) için gereken asgari prim gün sayısına ulaşılabilir.
2. Emekli maaşında artış (Gerçek ücret tespiti)
Davanız sadece gün tespiti değil, SGK kayıtlarındaki “maaşın asgari ücret üzerinden gösterilmesi” sorununun çözümünü de içeriyorsa; gerçek maaşınız üzerinden primler güncellenir. Bu durum, gelecekte bağlanacak olan emekli aylığınızın miktarını doğrudan ve kalıcı olarak artırır.
3. İşveren için idari ve mali yaptırımlar
Dava kaybeden işveren için süreç oldukça maliyetlidir:
- Prim ödemeleri: Mahkemenin tespit ettiği sürelere ait sigorta primleri, SGK tarafından gecikme zammı ve faiziyle birlikte işverenden tahsil edilir.
- İdari para cezaları: Sigortasız işçi çalıştırmaktan dolayı SGK tarafından işverene ciddi miktarlarda idari para cezası kesilir.
- Teşvik kaybı: Kayıt dışı işçi çalıştırdığı tespit edilen işverenler, belirli sürelerle devletin sağladığı sigorta primi teşviklerinden men edilebilir.
4. İşçilik alacakları için kesin delil
Hizmet tespiti davasında hüküm altına alınan çalışma süreleri ve ücret miktarı, daha sonra açılacak olan kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti gibi davalar için mahkemede “kesin delil” teşkil eder. Bu, diğer haklarınızı almanızı büyük ölçüde kolaylaştırır.
✨ EYT Kapsamında Hizmet Tespiti Davası: 1999 Öncesi Hakların Geri Kazanılması
2023 yılında yürürlüğe giren EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) düzenlemesiyle birlikte, 8 Eylül 1999 ve öncesinde sigorta girişi olan milyonlarca vatandaş emeklilik hakkına kavuştu. Ancak bu tarihten önce fiilen çalışmasına rağmen sigorta girişi yapılmayan veya SGK kayıtlarında görünmeyen binlerce kişi mağduriyet yaşamaktadır. Peki, EYT haklarından yararlanmak için geriye dönük hizmet tespiti davası açılabilir mi?
1 günlük sigorta girişi ile EYT’li olmak mümkün mü?
Evet, EYT kapsamında emekli olabilmenin anahtarı, sigorta başlangıç tarihini 8 Eylül 1999 öncesine çekebilmektir. Eğer bu tarihten önce bir iş yerinde fiilen çalıştıysanız ancak bildiriminiz yapılmadıysa, açacağınız bir “Sigorta Başlangıç Tarihinin Tespiti” davası ile EYT kapsamına girebilirsiniz. Mahkemenin tespit edeceği 1 günlük çalışma bile, hemen emekli olmanızı sağlayabilir.
EYT davalarında hak düşürücü süre engeli
EYT için açılacak hizmet tespiti davalarında en kritik nokta zamanaşımı ve hak düşürücü süredir. Hizmet tespiti davaları kural olarak, işten ayrıldığınız yılın sonundan itibaren 5 yıl içinde açılmalıdır. Ancak SGK kayıtlarında 1999 öncesine ait bir “İşe Giriş Bildirgesi” olmasına rağmen sigortalı girişiniz yapılmamış ve primleriniz ödenmemişse, 5 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaz. Bu durumda 25-30 yıl sonra bile dava açarak EYT hakkınızı arayabilirsiniz.
EYT kapsamındaki davalarda ispat gücü
EYT odaklı davalarda mahkemeler oldukça titiz davranmaktadır. Çünkü bu davalar kamu düzenini ilgilendirdiği için resen araştırma ilkesi geçerlidir. Hak düşürücü süre meselesini halletmişseniz ve dava açma yolundaysanız odaklanmanız gereken bir diğer önemli konu davanın ispatıdır. Bu davanın ispatı için 1990’lı yıllara ait;
- Islak imzalı bordrolar,
- Müfettiş raporları,
- O dönem aynı iş yerinde çalışmış olan “bordro tanıkları” (şahitler),
- Yıllık ücretli izin defterleri, en güçlü delillerdir.
💵 Hizmet Tespiti Dava Masrafları ve Avukatlık Ücreti
Bir hak arama sürecine girmeden önce en çok merak edilen konu, bu sürecin mali yüküdür. Hizmet tespiti davaları, diğer birçok dava türüne göre işçiyi koruyan bazı mali avantajlara sahiptir.
1. Yargılama giderleri
Hizmet tespiti davaları “maktu harca” tabidir. Yani davanın değeri (kaç günlük hizmet tespiti istendiği) ne olursa olsun, devlet tarafından alınan başvuru harcı sabittir ve oldukça düşüktür. Tebligat masrafı, tanık ücreti vb. giderler için davanın başında gider avansı ödenmesi gerekir. Bu ücretler her yıl güncellenmekte olup davanın durumuna göre değişiklik göstermektedir. Bu konuda dava açılmadan önce Mahkemelerden veya Avukatınızdan bilgi almanızı tavsiye ederiz.
2. Avukatlık ücreti
Avukatlık ücreti, her yıl yayınlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesindeki tutarlardan aşağı olmamak üzere taraflar arasında serbestçe belirlenir. Peşin veya taksitli şekilde ödenebilir. Bu ücret Avukatın emek ve mesaisinin doğrudan karşılığıdır.
3. Adli yardım imkanı
Eğer dava masraflarını karşılayacak maddi durumunuz yoksa, fakirlik belgesi ve gerekli evraklarla “Adli Yardım” talebinde bulunabilirsiniz. Talebiniz kabul edilirse, dava masrafları dava sonunda haksız çıkan taraftan tahsil edilmek üzere devlet tarafından karşılanır. Ayrıca barolara yapacağınız adli yardım başvurusu ile ücretsiz Avukat görevlendirmesi de mümkündür. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Samsun Hukuk Rehberi sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
📜 Hizmet Tespiti Davası Emsal Yargıtay Kararları
İşe giriş bildirgesi verilmiş ise hizmet tespiti davasında hak düşürücü süre işlemez (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2020/2416 E. 2020/4527 K. 17/09/2020 tarih)
İnceleme konusu davada; davalı işyerinde 1987 yılından itibaren 9 yıl çalıştığını hizmetinin tespitini talep ettiği, mahkemece, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verildiği, davacının 1.10.2008 tarihinden itibaren 4/b hizmetinin olduğu, davalı işyerinde 2.6.1987 tarihinde başladığına ilişkin 21.7.1987 tarihinde Kuruma intikal eden işe giriş bildirgesinin verildiği anlaşılmaktadır. Somut davada; davacı adına, davalıya ait işyerinden işe giriş bildirgesi verilmiş olduğundan, davacının hangi tarihler arası çalıştığı, giriş bildirgesi sonrası ihtiyari veya zorunlu terk belirlenip açıklığa kavuşturulmalı, dava tarihi itibariyle hak düşürücü süreye ilişkin değerlendirme yapılmalı, hak düşürücü süreye uğramayan çalışmalar yönünden çalışma olgusu araştırılmalı ve sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Hizmet tespiti davasında sigortasız çalışmanın ispatı, kullanılacak deliller ve izlenecek yol ( Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2021/7920 E. 2022/1437 K. 07.02.2022 tarih)
Mahkemece, 04.04.2009-15.05.2009 tarihleri arasında geçen dönem bakımından davacı isticvap olunarak birlikte çalıştığı kişiler sorularak beyanı alınmalı, birlikte çalıştığını belirttiği kişiler ve göstereceği bordro tanıkları dinlenilmeli, aynı şekilde aksi yöndeki tanıkların bildirilmesi yönünde davalılara da süre verilerek, tanık bildirilmesi halinde dinlenilmesi, gerekli görülmesi halinde mahkemece de re’sen bordro tanıkları tespit edilerek tanık olarak beyanları alınmalı, buna rağmen bordro tanığı beyanları yeterli görülmediği taktirde gerekirse komşu iş yeri işverenleri ve çalışanları usulüne uygun olarak belirlenmek suretiyle beyanlarına başvurulmalı, tanık beyanları arasında çelişki oluşursa giderilmeli, bu konuda yeterli ve gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
Hizmet tespiti davasında hak düşürücü sürenin istisnaları ve birleşen blok çalışmalarının bulunması hâlinde hak düşürücü sürenin başlangıcı (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2016/1607 E. 2019/835 K. 02.07.2019 Tarih)
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davacının Eylül 2003-04.02.2005 tarihleri arasındaki hizmetlerinin tespiti bakımından 04.02.2005-01.10.2006 tarihleri arasındaki bildirimlerinin hak düşürücü sürenin oluşmasına engel olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davacının talebi yönünden hak düşürücü sürenin gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.
İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği 506 sayılı Kanun’un 79. maddesinin 1. fıkrasında açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi, dört aylık sigorta primleri bordrosu, sigortalı hesap fişi vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması hâlinde artık Kanun’un 79. maddesinin 10. fıkrasında yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir. Diğer taraftan, Kurum tarafından yapılan bir tespitin olması hâlinde de aynı kabul şekline ulaşılmaktadır. Bu kabul şeklinin temelinde yatan neden, hiç bildirim yapılmayan sigortalılarla, kısmi bildirim yapılan sigortalıların aynı hukuksal statüye tabi tutulmalarının hukuka ve hakkaniyete aykırı olacağının düşünülmesidir.
Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davacının 04.02.2005 ile 01.10.2006 tarihleri arasında davalı işyerinden bildirimlerinin yapıldığı, ihtilaflı dönem olan 2003 yılı Eylül ayı ile 04.02.2005 tarihi arasında bildirim bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacının 04.02.2005 ile 01.10.2006 tarihleri arasında çalışmalarının bildirilmesi nedeniyle, birleşen blok çalışmalarının bulunması hâlinde 506 sayılı Kanunun 79. maddesinde düzenlenen hak düşürücü sürenin dolduğundan söz etmek mümkün değildir.
Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davasında ( bir günlük hizmet tespiti davasında ) işe giriş bildirgesinin verilmiş olması davanın ispatı için tek başına yeterli değildir.(Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2022/7081 E. 2022/9937 K. 28.06.2022 tarih)
506 sayılı Kanunun 108. maddesi gereğince sigortalılık başlangıç tarihinin belirlenmesine ilişkin açılan her dava, sigortalılığın saptanması istemini de içerdiğinden, aynı Kanunun 79/10. maddesi kapsamında bir günlük çalışmanın belirlenmesi davasıdır. Bu nedenle hizmet tespiti davalarındaki kanıtlama yöntem ve ilkeleri benimsenip uygulanmalı, başka bir anlatımla, sigortalılıktan söz edilebilmesi için, çalışmanın varlığı, hizmet tespiti davaları yönünden kabul edilen yöntem ve ilkelere uygun biçimde saptanmalıdır.
Sigortalılığın tespitinde, yöntemince düzenlenerek yasal hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilen sigortalı işe giriş bildirgesi, ilgilinin işe alındığını gösteren yazılı delil niteliğinde ise de sigortalılığın kabulü açısından tek başına yeterli kabul edilemez ve bu kapsamda çalışma olgusunun da inandırıcı ve yeterli delillerle ispatlanması gerekmektedir. Bu amaçla; sigortalı işe giriş bildirgesinin Kuruma veriliş tarihi, bildirgedeki kimlik bilgilerinin, varsa imza ve fotoğrafın davacıya ait olup olmadığı, davacıya verilen sigorta sicil numarasının hangi yılın serilerinden olup sonraki dönemde gerçekleşen hizmetlerinde kullanılıp kullanılmadığı saptanmalıdır.
Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti (bir günlük hizmet tespiti) davasında Sosyal Güvenlik Kurumunun davalı gösterilmesinin yeterli olduğu (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2022/6988 E. , 2022/9767 K. 23.06.2022)
Dairemizin 28.05.2013 tarihli 2013/7611 E, 11119 K sayılı ilamı ile eksik araştırma ve inceleme nedeniyle bozulduğu, mahkemece bozmaya uyulduğu bu kez davalı şirketin iflas etmiş olması, taraf sıfatının ortadan kalkmış olması nedeniyle davacı tarafa davalı şirketin ihya edilmesi talebiyle dava açması için iki haftalık kesin süre verildiği, davacı tarafça kesin süre içerisinde bu davanın açılmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verildiği, davacı vekilinin bu karar üzerine verdiği temyiz dilekçesinde talebinin sigortalılık başlangıç tarihinin tespitinden ibaret olduğunun anlaşıldığı, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre sigorta başlangıç tespiti davaları için Sosyal Güvenlik Kurumunun davalı gösterilmesinin yeterli kabul edildiği göz önüne alındığında, dava dilekçesindeki taleple, temyiz dilekçesi içeriğinin çelişkili olduğu, davacı talebinin açıklamaya muhtaç olduğu anlaşılmıştır. Yapılacak iş, davacı tarafa talebinin sigortalılık başlangıç tarihinin tespitine ilişkin olup olmadığı hususu açıklattırılarak bu şekilde olduğu takdirde işin esasına girilerek mevcut delillere göre karar vermektir.
Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti (bir günlük hizmet tespiti) davasında işe giriş bildirgesi verilmişse hak düşürücü süre olmadığı (Sigortalılık Başlangıç Tarihinin Tespiti Davası, Bahar Kılınç, Türkiye Adalet Akedemisi Dergisi, Ocak 2022)
Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davasında hak düşürücü süreden söz etmek mümkün değildir. Çünkü bu davanın açılabilmesi için yukarıda da vurgulandığı üzere Kurum kayıtlarına geçmiş işe giriş bildirgesinin varlığı şarttır. Zaten davacı söz konusu ilk işe giriş bildirgesindeki işe başlama tarihinin sigortalılık başlangıç tarihi olarak kabulünü talep etmektedir. Kurum kayıtlarına geçmiş ilk işe giriş bildirgesinin varlığı nedeniyle bu davalar hak düşürücü süreye uğramadan açılabilecektir.
❓ Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Hizmet tespiti ve sigortalılık başlangıcı tespiti davaları konusunda sıkça sorulan soruları ve cevaplarını sizler için derledik.
Hizmet tespiti davası, sigortasız çalışan işçinin işten ayrıldığı yılın sonundan itibaren 5 yıl içinde açılmalıdır. Ancak, eğer işveren işe giriş bildirgesi vermiş ama prim yatırmamışsa veya müfettiş raporuyla çalışma saptanmışsa bu 5 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaz.
Evet, özellikle EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) kapsamında 8 Eylül 1999 öncesi çalışması olup da sigorta girişi yapılmayanlar için 1 günlük tespit davası hayati önem taşır. Bu dava sonucunda tespiti yapılan 1 gün, emeklilik yaşını ve şartlarını tamamen değiştirebilir.
İşyeri kapansa dahi dava, işverenin kendisine veya ölmüşse mirasçılarına karşı açılabilir. Şirket tüzel kişiliği sona ermişse, ihyası (yeniden canlandırılması) gerekebilir. Ancak her durumda dava, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)’na feri müdahil olarak ihbar edilmelidir.
Tanık beyanı bu davalardaki en güçlü delillerden biridir ancak tanık beyanı bazen yeterli olmayabilir. Banka dekontları, maaş ödeme makbuzları, işyeri giriş-çıkış kayıtları, iş yerinde çekilmiş fotoğraflar, şirket içi e-posta yazışmaları ve WhatsApp konuşmaları mahkemede güçlü delil niteliği taşır.
Dava kazanıldığında mahkeme, çalışılan sürelerin ve prime esas kazancın tespitine karar verir. Bu karar SGK’ya bildirilir; SGK resen tescil işlemini yapar ve eksik primlerin (gecikme zammı ve cezasıyla birlikte) ödenmesi için işverene tebligat gönderir. Ödemezse cebri icra işlemleri başlatılır. İşçinin cebinden herhangi bir ödeme çıkmaz.
Mahkemelerin iş yoğunluğuna ve dosyanın kapsamında göre değişmekle birlikte, yerel mahkeme aşaması ortalama 12 ila 18 ay sürer. Kararın kesinleşmesi için istinaf süreci de eklendiğinde toplam süre 2-3 yılı bulabilir.
Hizmet tespiti davası açmadan önce arabulucuya başvurma şartı yoktur. İş hukukunda kıdem tazminatı veya maaş alacakları gibi konular zorunlu arabuluculuğa tabi olsa da, hizmet tespiti davaları “sosyal güvenlik hakkı” gibi kamu düzenini ilgilendiren ve tarafların kendi aralarında uzlaşarak düzeltemeyeceği bir uyuşmazlık türüdür.
Evet, sigorta kayıtlarında prime esas kazanç gerçek ücretiniz değil de asgari ücret gösterilmişse ve hizmet tespiti davasında bu durumu ispat ederseniz, bu durum ortalama aylık kazancınızı etkileyerek emekli maaşınızda artış sağlar.
Hizmet tespiti davasını kazandığınızda, mahkemece tespit edilen çalışma süreleriniz SGK hizmet dökümünüze resen eklenir ve bu süreler emeklilik hesaplamasında (prim gün sayısı ve sigortalılık süresi) doğrudan dikkate alınır. Davanın kazanılmasıyla birlikte eksik primlerin gecikme faiziyle ödenmesinden işveren sorumlu tutulur. Bu dava sonunda size bir tazminat ödenmez ancak bu karar, daha sonra açılacak kıdem ve ihbar tazminatı gibi işçilik alacakları davalarında çalışma süresi ve ücretin ispatı için “kesin delil” teşkil eder.
Hizmet tespiti davası işçilik alacaklarının talep edildiği bir dava değildir. Bu davada işçinin çalışmaları SGK kurumuna bildirilmemiş veya eksik bildirilmiş ise bunun tespit edilmesi veya kişinin emeklilik şartlarının iyileştirilmesi amaçlanmaktadır. Bu nedenle hizmet tespiti davası sonunda davacıya ödenecek olan bir para söz konusu değildir.
Hayır, değildir. Hizmet tespiti davası bir kamu düzeni davasıdır. İşçinin istifa etmiş olması veya işverenle “haklarımdan vazgeçtim” şeklinde bir ibraname imzalamış olması, sigortalılık hakkından vazgeçtiği anlamına gelmez.
Bordro tanığı, davaya konu olan dönemde o işyerinde resmi olarak kayıtlı ve sigortalı gözüken çalışma arkadaşınızdır. Mahkemeler, çalışmanın ispatında komşu işyeri sahiplerinden ziyade, öncelikle aynı dönemde bordroda adı geçen kişilerin beyanlarına itibar eder. Bu şekilde bir tanık bulamazsanız komşu iş yeri tanıkları da dinletilebilir.